Parmağıma batan dikeni çıkaramam Kıyamam, gözüme kaçan tozun zerresine “Yılana taş atamam, can taşır” diye Bakamam bir çocuğun gözlerine ............... Sevdim kirpiyi dikeniyle bir Çınarı da sevdim dalıyla köküyle bir Ateşi de öyle közüyle külüyle bir Bakamam bir çocuğun gözlerine ............... Gözüm görmese bile seni tanırım Kırılmış, incinmiş, gücenmiş sanırım Suçluyum, mahcubum,-boynum bükük- utanırım Bakamam bir çocuğun gözlerine
Ahmet ÇUHACI:Tarih: 15.04.2006 Pervasız Gazetesinden alınmıştır
Akşehir, İç Anodolu bölgesinin batısında ve Konya iline bağlı büyük bir ilçe merkezidir.Kent, Sultan Dağı eteklerine, eğimli bir alan üzerine ve Tekke Boğazı denilen dar bir koyağın hemen önüne yerleşmiştir.Aynı adı taşıyan verimli ovaya ve göle yukarıdan bakar.Büyük gülmece ustası Nasreddin Hoca'mızın yaşadığı yer olan Akşehir, ovasında yetiştirilen tahıl, pancar, elma, kiraz ve vişnesi; gölünden çıkarılan balıkları ve hareketli sosyoekonomik yapısıyla bölgenin merkezidir. Sart'tan başlayarak Ninova'ya kadar uzanan ve tarihte "Kral Yolu" olarak bilinen ünlü ticaret yolunun geçtiği kent günümüzde de aynı önemi korumaktadır
AKŞEHİR'İN TARİHİ
Akşehir Hellenistik dönemde Phrygia tiranı Philomelos tarafindan kuruldu.İlk yerleşim alanı bugünkü kentin kuzey-batısında, Sultan dağının kuzey yamaçlarındaydı.Kent Roma doneminde Philomelium adını aldı.Müslüman Araplar bircok kez yağmaladıkları kente Belde-i Beyza adını verdiler.Malazgirt Savaşı'nın ardından başlayan Anadolu'nun Türkleşmesi sonucunda Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından alınan kentin bundan sonra adı ve kaderi değişir. Nehçet-ül Menazil'de buraya gelen hükümdarlardan birinin çiçek açmış ağaçlardan esinlenerek "AKŞEHİR" dediği rivayet edilmektedir.Akşehir'in günümüzde sahip olduğu eserlerin pekçoğu Selçuklular zamanında yapılmıştır.Bu dönemde kent zenginleşir ve gelişir. Horasan illerinden Seydi Mahmud Hayran, Nimetullah Nahçevani gibi din bilginleri Akşehir'e göç ederek bu toprakların manevi dokusunun değişmesine katkıda bulunurlar. Selçuklu Devleti'nin çökmesiyle önce Eşrefoğulları, sonra da yüz yıl Hamitoğulları yönetir kenti.Beyliklerden günümüze sadece Maarif köyündeki Şeyh Hasan Türbesi ile mezar taşları ulaşır.Akşehir 1381 yılında Murat Hüdavendigar'a satılır.Yıldırım Beyazıt 1402 yılında Timur'a yenilince, Ferruhşah Mescidi'nin cenazelik bölümüne hapsedilir ve burada intihar eder.Timur'un zulmünden bunalan halk, Nasreddin Hoca'yı dirilterek doymak bilmeyen fillerden kurtulmanın çaresini arar.Fetret döneminde kısa bir süre Karamanoğulları eline geçen Akşehir, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1467 yılında fethedilir ve cumhuriyete kadar sürecek olan kesintisiz Osmanlı hakimiyeti başlar.15. yüzyılın sonlarına doğru çeşitli etnik ve dinsel kökenden gelen kavimlerin barış ve kardeşlik içerisinde birarada yaşadığı günler başlar
Sevr Antlaşması ile, Akşehir İtalyanlar tarafından işgal edilir.İtalyanlar Hristiyan Mahallelerindeki evlere yerleşirler.Ancak işgal günleri uzun sürmez.Çınaraltı Mescidi avlusundaki çınarın üstünde yuvalanan leyleğe ateş eden italyanların silah seslerini duyan halk sokağa fırlar.Bunu bir ayaklanma sanan işgal kuvvetleri toparlandıkları gibi şehri terkederler. Ancak Anadolu'nun topyekün kurtuluşu bu kadar kolay olmayacaktır. Mustafa Kemal kumandasındaki ordu, Kurtuluş Savaşını, halkla birlikte büyük sıkıntılar içinde sürdürecektir. Sakarya Meydan Muhabereresi'nden sonra 18 Kasım 1921'de Garp cephesi Karargahı Akşehir'e nakledilir.24 Ağustos 1922'ye kadar sürecek olan dokuz ay on günlük sürede taarruz hazırlıkları Akşehir'den yönetilir, planlar burada yapılır.Akşehir ve köylerine birlikler yerleştirilir.Garp Cephesi Komutanı Mirlavi İsmet Bey bu sürede sürekli Akşehir'de kalır Mustafa Kemal Paşa da hazırlıkları kontrol etmek için defalarca karargaha gelir.1922 yılının 28 Temmuz günü bir futbol turnuvası bahane edilerek bütün ordu komutanları Akşehir'de buluşur ve son hazırlıkları gözden geçirilir.Nihayet Ağustos sonunda taarruza karar verilir.24 Ağustos 1922 günü sabahı ordu harekete hazırdır. Namaz kılınır, Nasreddin Hoca'nın türbesi ziyaret edilir.Mustafa Kemal'in askerleri Akşehir'lilerin alkış ve dualarıyla cepheye uğurlanır.O umut yüklü mücadele günlerinin anısına Garp cephesi Karargah binası bugün aynı isimle müze olarak hizmet vermektedir
EMMİLER EMMİLER EMMİLER EMMİLER TÜRKMEN EMMİLER UZUN UZUN ENTARİLİ SALMA YENLİLER BİR ARAYA GELMİŞ AĞA AĞA YOLLULAR NE DİYELİM AĞLAYALIM KARALAR MI BAĞLAYALIM KADERİMİZ BÖYLE İMİŞ KALEDEN KALEYE ŞAHİN UÇURDUM AH İLE VAH İLE ÖMRÜM GEÇİRDİM GENÇLİK ELDEYKEN BENDE KAÇIRDIM NE DİYELİM AĞLAYALIM KARALAR MI BAĞLAYALIM KADERİMİZ BÖYLE İMİŞ BİR OĞLUM OLSA VERSEM HOCAYA OKUYA OKUYA GEÇSE HECEYE İSPAT ŞAHİT OLUR MU KARANLIK GECEYE NE DİYELİM AĞLAYALIM KARALAR MI BAĞLAYALIM KADERİMİZ BÖYLE İMİŞ DEREDEN DEREYE URGAN GERERLER GÜZEL OLANLARI CANDAN SEVERLER ÇİRKİN OLANLARI BAŞTAN SAVARLAR NE DİYELİM AĞLAYALIM KARALAR MI BAĞLAYALIM KADERİMİZ BÖYLE İMİŞ DİVİTLE KALEMLE YAZI YAZARLAR ATLARI ÇAYIRDA YAYA GEZERLER İĞNE İLE İPLİK İLE MERCAN DİZERLER NE DİYELİM AĞLAYALIM KARALAR MI BAĞLAYALIM KADERİMİZ BÖYLE İMİŞ
Gül sen hep,olur mu? Sen gülünce başka oluyor çiçeklerin kokusu, Deniz daha bir mavi,doğa daha bir renkli, Şarkılar daha bir anlamlı,hayat daha bir heyecanlı oluyor.
Gül sen hep,olur mu? Sen gülünce içime anlatılmaz bir huzur doluyor. Dışarıdaki yağmura rağmen içimde bahar havası, Şehrin sessizliğine inat yüreğim kıpır kıpır oluyor.
Gül sen hep,olur mu? Sen gülünce unutuyorum korkularımı, Bir güven kaplıyor ruhumu. Ellerimin soğukluğunu hissetmiyorum o an, Ya da içimdeki derdimin varlığını unutuyorum. Çıkmaz sokaklarda kaybolmuşluk çokta korkutmuyor beni o an.
Gül sen hep,olur mu? Sen gülünce kar soğuğuna aldrımayan karçiçeği misali güçlü oluyorum Şehrin karanlığı aydınlanıyor gözlerindeki ışıkla Kısaca,senin bir gülüşünle hayat buluyorum...
Gülmeni istiyorum sevgili,görmeni istiyorum. Hissetmeni ve anlamanı istiyorum gülüşündeki değeri Ve sonra senin gülüşündeki benim hayatımın, Benim gülüşümle sana geçmesini istiyorum...